Her motorcunun korktuğu an benim için geldi çattı, herşeyin sonuna doğru hızla ilerliyorum. Sonun kaçınılmaz olduğunu anladığım an, zaman o kadar yavaşladı ki olsa olsa birkaç saniyem var ama ben sanki yeni baştan bir hayat yaşıyorum. Birkaç saniye sürüyor, doğuyorum, büyüyorum, öğrenip öğretiyorum, koşuyorum, eğleniyorum, seviyorum ve sarhoş oluyorum. Hepsi birer andan ibaret, zaman işte o kadar yavaş.
Çocukluğumu düşünüyorum, herşeyi yeni keşfettiğim zamanları. Çimenin yeşilini, denizin mavisini, annemin ellerini, akşam eve dönen babamın kokusunu. Bir köpek yavrusunun sallanan kuyruğunda ya da bir parça çikolatada bulduğum yaşam zevkini yıllarca parada pulda kovaladığımı hatırlıyorum.
Gençliğimi düşünüyorum, ilk içtiğim rakının tadını geliyor aklıma ve ilk sevgilimin dudaklarındaki titreme. Kordonda kaçak bira içiyorum yeniden ve Orhan Veli’yi keşfettiğim gece heyecandan yine uyuyamıyorum. Kışın ortasında Ilgaz dağında avaz avaz bağırarak acısını yok etmeye çalıştığım aşkı yıllar boyu sayısız kadında aradığımı hatırlıyorum.
Uzun yıllarımı hatırlıyorum, hayatın anlamını aradığım, yaptığım herşeyi neden yaptığımı sorguladığım yıllarımı. Herşey yine birkaç saniyeliğine anlamsız geliyor, şiddet, hırs, kin, okumak, yazmak, para pul, maneviyat hiçbir şeyin bir değeri yok. Gerçekten değerli olan tek bir şey var; yaşamak, ama özgürce. İlk motorumu aldığım gün duyduğum özgürlük hissini hayatım boyunca hiç kaybetmediğimi anlıyorum. Ve ben bu his sayesinde bugün burada ölmeye hazırım.
Ölüyorum, mutlak sessizliğe ve herşeyin sonuna doğru hızla ilerliyorum. Ertesi gün konuşulacaklar, yazılacaklar geliyor gözümün önüne.
“Ölümüne motosiklet neden oldu” diyecekler “bir yaşam daha aldı”. Anlamayacaklar halbuki, motosiklet benden bir yaşam almadı, bana bir yaşam verdi. Ölüm zaten gelecekti. Esas motorun verdiği özgürlük hissiyle gerçekten yaşadığımı bildim ben. Hayatı bana söylendiği gibi yaşamayı reddedip, yaşamak istediğim gibi bir hayatı kurmama araç oldu. Anlamayacaklar, motosiklet ölmeme değil yaşamama neden oldu.
“Gencecikti” diyecekler “hayatın tadını çıkaramadan gitti”. Anlamayacaklar halbuki, ben herkesten çok yaşadım. Çünkü gidip yaşamaya cesaret ettim ben, önüme konanla yetinip sünepelik yapmadım. Ayağa kalktım ve gidip benim olanı hayattan aldım. Çok yaşadım çünkü çok uzaklara gittim ben, çok şarap içtim, çok kadın sevdim. Çok kereler Ege denizinin kokusuyla uyandım ben, gecenin ışıkları altında dostlarımla paylaştım zamanı, motor kamplarında dağ başında temiz havayla sarhoş oldum. Anlamayacaklar, hayatın tadını herkesten çok ben çıkardım.
Ölüyorum ama yaşamak o kadar güzel ki. Sanki herşey yarım kaldı. Bitiremediğim bir senfoninin adıma imzalanmasını istiyorum, birileri benim kaldığım yerden devam etsin. Ölüyorum ve hayatı yarenlerime bırakıyorum.
Ege’yi Egeliler’e bırakıyorum. Daha fazla rakı içsinler, Ege kokulu otlardan daha fazla yemek yesinler, kadınlarını daha fazla sevsinler ve aşklarına, mutluluklarına daha fazla ağlasınlar. İnsanlığınızı hiç bozmamanızı sağlayacak büyülü Ege kültürünü bırakıyorum size.
Doğayı fethetmeyi enduroculara bırakıyorum. Gidilmemiş daha nice yerlere gitsinler, daha vahşi arazilerde sürsünler ve daha fazla yolu ilk defa onlar açsınlar. Sabahın köründe dağ başında uyanıp çadırın fermuarını açarak temiz havayı içine çekmeyi bırakıyorum size.
Adrenalini spor motorculara bırakıyorum. Kesik kesik akan asfalt çizgilerini hızla yutup insan beyninin yeni sınırlarını keşfetsinler. Sınır tanımamayı, verilenle yetinmemeyi bırakıyorum size, hayatı hep daha fazlasını arayarak yaşamayı.
İsyanı yaşatmayı klasik motor kullananlara bırakıyorum. Daha çok gürlesinler yollarda ve daha aykırı dursunlar, daha az kabul etsinler.Yüzlerce ak koyun arasında tek bir kara koç olsunlar. İnsanlığın suratına özgürlüğün ne demek olduğunu haykırmayı size bırakıyorum.
Motorculara hayatı bırakıyorum. Kendi yolunu kendi çizmeyi, gidilmeyen yerlere, gidilmeyen zamanlarda, gidilmeyecek şekillerde gitmeyi. Memleketimi bırakıyorum motorculara, yeşil, mavi ve sarı Anadolu tuvalinin üzerine fırçayla çizilmiş macera vadeden gri yolları. Gideceği yolu seçmek için katlanmış haritayı açarken duyulan o sabırsızlığı bırakıyorum. Bir an kendini hayat gailesinin içinde tutsak hissederken, bir sonraki an motoruna bindiğinde başka bir insan olabilme ayrıcalığını bırakıyorum. Size özgürlüğü bırakıyorum, hayatın ta kendisini.
Ölüyorum, ölürken de biraz gönül koyuyorum. Trafikte ölüm saçan cahil halkıma, içlerindeki motorcuyu anlayamayan, dışlayıp üzerine giden, umursamayan o inanılmaz canavara. Ve kızıyorum, motorcular olarak içimizdeki o tedbirsiz cehalete. İşte şimdi anlıyorum yıllardır boşyere gelen ölümlerdeki anlamsızlığı. Yüzlerce arkadaşımı yok eden beyinsizliğe, eğitimsiz, kasksız, korumasız motora binme kültürüne, sınırını bilmeden gereksiz risk alan motorculuk ilkelliğine lanet ediyorum.
Ama bütün önlemler alınsa da işte, bazen ölüm kaçınılmaz olabiliyor ve motora bindiğim her gün ben bunu bilerek bindim, ölümle ne kadar yakın dans ettiğimi. İçimde hakkını vererek yaşamış olmanın doygunluğu ve ben sessiz, sakin, tek kişilik bir filmin son sahnesini oynuyorum. Asla pişmanlık duymuyorum, yaptığım herşeyi yine olsa yine yaparım. Motora binmeyi seçtiğim için yalnızca gurur duyuyorum. Ölüme kafa tutma cesaretimle olduğu kadar yaşama iki elimle sarılma cesaretimle de övünüyorum.
Son anlarımı yaşıyorum artık. Motorumun üzerinde son bir kez hayatı selamlıyorum. İki damla gözyaşımla suluyorum asfaltı ve aşığı olduğum memleketimin topraklarını üzerine dökülen kanımdaki yaşama sevinciyle döllüyorum. Herşeyi ve herkesi seviyorum, üzülerek, ağlayarak, dövünerek değil, yanağına son bir öpücük kondurarak veda ediyorum hayata.
Ve... Son.
Murat Z. Özbilgi
Motoron - Ocak 2008